Yağmurun yağmadığı bir günde tüm ülkenin ıslanması, cümlesiyle bu özel günü hatırlamak belki de en kıymetlisidir. Hayatını bir ulusun var olmasına adamış kalbin artık atmadığı yeni bir dünyaya uyanmanın zorluğu olarak da aktarabiliriz. Hüzün veya yas olarak gördüğümüz bir günün öncesini ve sonrasını bilmek aslında tam olarak o güne dair unsurları bize verir. Bir insanın ne denli büyük olduğunu da sözleri değil, yaşantısı ele verir. Mustafa Kemal Atatürk’ün son günü ve belki de bizi en çok üzen gününü sizlerle paylaşmayı bir “anmak” olarak da kabul edeceğiz.
1938 yılının başlarından beri 10 Kasım 1938 gününe gelene dek süren bir savaş vardı. Dış basın devamlı olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün hasta olduğunu geçiyordu haberlerinde. Ancak Atatürk, böyle bir olayın duyulmasını hiç istemedi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmanın verdiği güçle çalışmalarına devam etti.
Bitmek Bilmeyen Vatan Mücadelesi
Son hedefi ise Hatay’ı yurda dahil etmekti. Bunun için Mersin’e hareket etti. Ancak doktorlar bu gezileri son derece zararlı bulmasına karşın geri adım atmadı. Sonrasında Adana’ya geçti Mustafa Kemal Atatürk. Her ne kadar hastalığı ilerlese de çalışmalar beklemez sözünü davranışlarına yansıttı. Ayrıca askeri geçit törenlerine ordunun başında katıldı. Bu durum ise “hasta” haberlerini adeta yalanladı. Türk Halkının tüm şüpheleri geride kaldı. Herkesin “Atatürk çok sağlıklı” inancını bir kez daha yükseltti. Ancak çok daha hızlı bir şekilde ilerledi hastalık. Eylül ayına geldiğimizde Atatürk’ün sağlığı son derece bozuldu. Bunu gören Mustafa Kemal, hemen vasiyet yazmaya başladı.
Acımasız Hastalıkla Mücadelesi
Karın bölgesinde birikmeye başlayan sıvının etkisiyle nefes alması zorlaştı. Artık sadece yatakta kalmaya başlarken belirli aralıklarla doktorlar, biriken sıvıyı almaya başladı. Ancak her seferinde yeniden birikme sonucunda hali devam etti. Kasım ayının ilk haftasında ise artık işler geri dönülmez noktaya geldi. 9 Kasım 1938 gününde komaya giren Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 günü sabahında vefat etti. Haber ise Dolmabahçe Sarayı 71 numaralı odadan göklere ulaşan hıçkırıklarla duyuldu. Doktorların yanı sıra Atatürk’ün yaverleri de ağlayarak odadan çıktı. 57 yıl parlayan masmavi gözler artık bir daha hiç açılmadı.
10 Kasım 1938 Sonrası
Türk radyolarından anons yapıldığında ise Türk Milleti, öksüz kaldığını anladı. Büyük bir matem havası o gün tüm yurtta hissedildi. 16 Kasım günü Dolmabahçe Sarayı’nda halkı son kez kabul etti Atatürk. Naaşı açılırken bir ulus, liderini çok büyük bir minnet ve sevgiyle uğurladı. 19 Kasım Günü cenaze namazı kılındıktan sonra naaş Yavuz Zırhlısı ile taşındı. Öncelikle Kocaeli ve sonrasında da Ankara’ya bu şekilde ulaştı. Tüm Ankara ayakta bekledi Ata’sını. Etnografya Müzesi içerisindeki geçici kabrine konuldu dualarla. 15 yıl sonra ise ebedi kalacağı yer olan Anıtkabir’e defin işlemleri yapıldı. Anıtkabir, Türkiye’nin her şehrinden getirilen topraklarla oluşturulan özel bir alanda Atatürk’ü misafir etmeye devam ediyor.